August 04, 2012

Goethe // Genç Werther’in Acıları



“Diyebiliyor musun: Bu vardır! Her şey gelip geçmiyor mu? Her şey, rüzgâr gibi yanımızdan esip uçmuyor mu?” (sf. 56)

135 sayfalık eserde, Werther’in dostu Wilhelm’e yazdığı mektuplar, 4 Mayıs 1771-20 Aralık 1772 tarihleri arasını kapsar ve tek yönlü olarak belirir. Wilhelm’in cevaplarını göremeyiz. Kitabın bir diğeri yapısını da, çevirmenin notu olarak görülen bölümler oluşturur. Öykünün akışı bu kısımlarda, tanrısal bakış açısı ile dile getirilir.

Werther’in yeni bir yere taşınması ve orada evli bir kadın olan Lotte’ye aşkının anlatıldığı eser, Vadideki Zambak’ta vücut bulan Felix ve Henriette aşkını andırır. Werther, katıksız bir aşk/tutku ile bağlanır Lotte’ye… Lotte’nin eşi Albert, Werther’i sevse de bir süre sonra tahammül edemeyecek raddeye gelir, bariz olarak görülen bu aşka.



Werther, akarsu gibidir. Baharda coşar ve ruhu tembellikten arınır:

“Dünyadaki karışıklıklara yol açan şeyin, kurnazlık ve kötü niyetten öte belki de yanlış anlamalar ve atalet olduğunu bir kez daha saptadım. En azından ilk ikinse daha az rastlanıyor.” (sf. 8)

Homeros okuyarak, baharın ve yeni taşındığı yerin, doğaya saygı duruşu da var, tadını çıkarır:

“Kitaplarımı göndermeni isteyip istemediğimi soruyorsun. Sevgili dostum, Tanrı adına senden dileğim onları benden uzak tutman! Yönlendirilmek, cesaretlendirilmek, coşturulmak istemiyorum, bu yürek kendi kendine de yeterince kaynıyor; bana ninniler gerek, istediklerimi de bol bol buldum Homeros’ta.” (sf. 10-11)

Eser, aşktan ziyade yaşam üzerine tespitlerde derinleşen Werther’in yorumları ile tatlanır. İnsanlar hep aynıdır:

“Eğer buradaki insanların nasıl olduklarını merak ediyorsan sana şunu söylemem gerekiyor: her yerdeki gibiler! İnsan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. Çoğu, yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak arta kalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar. Ey insanın alınyazısı!” (sf. 12)



Werther, yaşadığı kentteki insanların arasına karışacaktır ama hep o, özfarkındalık çıkmazı…

“Her şeye rağmen anlaşılmamak bizim gibilerin yazgısı.” (sf. 12)

“İnsan yaşamının yalnızca bir düş olduğunu başkaları da daha önce düşünmüştür; bu duygu benim de peşimi bırakmıyor. İnsan ait etkin ve araştırıcı güçleri tutsak eden sınırlamalara bakıp, bütün etkinliklerimizin, zavallı varoluşumuzu uzatmaktan başka hiçbir amaç taşımayan gereksinimleri karşılamaya yönelik olduklarını görüp, sonra da araştırmalarımızın bazı noktalarıyla ilgili olarak kendimizi teskin etmemizin, tutsağı olduğumuz duvarları renkli biçimlere ve aydınlık görüntülere boyayan düşsel bir boyuneğmeden başka bir şey olmadığını fark edince işte o zaman suskunlaşıyorum Wilhelm; o zaman kendi içime dalıyor ve içimde bir dünya buluyorum!” (sf. 14)

İnsanın yapısına dair, kaliteli eleştirilerde bulunur:

“Çocukların neyi, niçin istediklerini bilmedikleri konusunda bütün o bilgili öğretmen ve eğitmenler aynı kanıdalar; ama ergin kimselerin de bu yeryüzünde tıpkı çocuklar gibi yalpalayarak dolaştıklarına ve onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmediklerine, onlar gibi gerçek ereklere yönelik hareket etmediklerine ve kurabiye, çörek ve kızılcık sopasıyla güdüldüklerine kimse inanmak istemese de bu benim için ortada olan bir gerçek.” 8sf. 14)

Sıradan/Bilinçsiz insanın mutluluğu  gibisi var mıdır zaten?

“Diyorum ki sana, sevgili arkadaşım, aklımın karmakarışık olduğu bir anda, varoluşunun dar çerçevesinde mutlu bir kayıtsızlık içinde yaşamını devam ettiren, günü gününe başının çaresine bakan, yaprakların ağaçlardan döküldüğünü görünce kışın geldiğinden başka bir şey düşünmeyen bu türden bir varlıkla karşılaşmak tüm karmaşayı dindiriveriyor.” (sf. 18)


Werther, coşkunluk dönemlerini yavaş yavaş geride bırakacak ve karamsarlığa intikal edecektir. Umut, yitirilme eğilimindedir.

“Bir yanda insanın içindeki yayılma, yeni buluşlar yapma ve öteye beriye devinme itkisi; öte yanda, sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğme, alışkanlığın raylarında devam etme ve sağıyla soluyla ilgilenmeme konusundaki içsel güdü var.” (sf. 30)

“Bizim en mutlu olduğumuz anlar, Tanrı’nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır ve biz de çocuklara aynı biçimde davranmalıyız.” (sf. 38)

Lotte’nin yanından uzaklaşan ve başka bir şehirdeki sefirlikte işe başlayan Werther, aşkı unutacağını sanmış ama yanılmıştır. İş, içindeki tutkuyu öldüren bir zehirdir adeta.

“Dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın, para, şan şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.” (sf. 43)

Albert’in iyi niyetli bir adam olması, eşini Werther’den uzak tutacağı gerçeğini değiştirmez. Aralarındaki bir münakaşada hararetlenen Werther, şöyle çıkışır:

“’Niçin siz insanlar,’ diye bağırdım. ‘Bir konudan sözetmek için, hemen: bu budalacadır, şu akıllıcadır, bu iyi, şu kötüdür demek zorundasınız! Bu ne anlama geliyor? Yargıladığınız eylemin içsel koşullarını araştırdınız mı? Eylemi meydana getiren, onu bir zorunluluk haline getiren nedenleri kesin olarak belirleyebiliyor musunuz? Eğer böyle yapmış olsaydınız yargılarınızı öne sürerken bu kadar aceleci olmazdınız.’” (sf. 49)



“’İnsanın doğası sınırlıdır: sevince, kedere, acılara ancak belli bir dereceye dek dayanabilir ve o derece aşılırsa, insan yok olur. Yani söz konusu olan, birinin güçlü ya da zayıf olup olmadığı değildir! Kendi yaşantısına ne ölçüde dayanabiliyor, soru budur! Hem ahlaki hem bedensel anlamda. Kanımca, kızgın bir ateşten ötürü ölen birine korkak demek nasıl garip olacaksa, kendi yaşamına son veren birine korkak demek de garip olacaktır.’” (sf. 51)

Lotte’ye kavuşmak mümkün olmayacaktır Werther için ve onunla geçirdiği/yan yana olduğu güzel günlerin anısı peşini bırakmayacaktır. Kinlenecektir yaşama ve ölüme doğru bir gidişi başlatacaktır.

“Diyebiliyor musun: Bu vardır! Her şey gelip geçmiyor mu? Her şey, rüzgâr gibi yanımızdan esip uçmuyor mu? Her şeyin, varoluşuyla birlikte sahip olduğu gücü sonuna kadar tüketme fırsatını bulması ender değil midir? Her şey, akıntıya kapılıyor, batırılıyor ve kayalarda parçalanmıyor mu? Yaşamında, seni yiyip bitirmeyen hiçbir an yoktur, hem seni hem de yakınlarını; senin de bir yok edici olmadığın, bir yok edici olmak zorunda kalmadığın hiçbir an yoktur; en küçük gezintin binlerce zavallı solucanın yaşamına mal olur, attığın bir tek adım, karıncaların inşaatlarını sarsıp ezer ve küçük dünyalarını berbat bir mezara çevirir.” (sf. 56)

Werther’in kendine sorduğu soru, sorulması gerekendir.

“Başkaları, şu kadarcık güç ve yetenekle rahat bir kendini beğenmişlik içinde ortalıkta dolanabiliyorken, ben, gücüm ve yetilerimden ötürü kendi kendimi bitirecek miyim? Her şeyimi bağışlayan Tanrı keşke bunların yarısını esirgeyip kendime güvenmeyi ve kendimle yetinebilmeyi öğretseydi bana!” (sf. 65)

“Evet, yeryüzünde bir gezginim yalnızca, bir yolcu! Sizler bunun ötesinde misiniz?” (sf. 81)

Lotte, evlidir Werther. Çırpınmak ve ulaşılmayanı istemek hastalığı bitmelidir artık senin için.

“İçimden, göğsümü parçalamak ve beynimi dağıtmak geliyor; insanların, birbirleri için ne kadar az bir anlamları var. Ah! Eğer sevgi, sevinç, yakınlık ve coşku kendi içimden gelmiyorsa, bir başkası da bunları veremeyecektir bana; soğuk ve güçsüz bir halde karşımda duran birini, ben de bahtiyarlıkla dolup taşan yüreğimle mutlu edemem.” (sf. 91)

Mutluluk yoktur…

“Tanrım, bu mudur insanların yazgısı? Ya henüz akıl sahibi değilken ya da akıllarını yitirdikten sonra mı mutlu olacaklar ancak?” (sf. 98)

Ve ölüm, nefes kadar yakındır…

“Dünya her yerde aynı: çabalıyor ve çalışıyoruz, karşılığında da ücretimiz alıyoruz ve seviniyoruz; ama bundan bana ne? Ben, yalnızca senin olduğun yerde huzur bulabilirim, yalnızca senin huzurunda acı çekmek ve sevinmek isterim. Ey gökyüzündeki Babam, gelsem beni kovar mısın?” (sf. 99)


Hasılı, aşk barındırdığı unsurlarla gizemini koruyan bir zırh adeta. Kişi, bu zırhın ardına gizlenerek istek ve arzularını meşru kılabiliyor. Bu noktada aşkın yeterliği ve gerçekliği konusunu tartışmak zaman alacaktır ve başka bir sohbetin konusudur. Werther, sevdi mi? Sevmek nedir? Acı, nasıl ve niçin çekilir? Ulaşılamayan ya da elde edilmeyen duyulan his, aşk mıdır? Werther, Lotte’yi elde etse, bu aşk ve acı sürecek midir? Lotte’nin hisleri nedir? Evlilik kurumu, tek bir aşka mı izin vermektedir? Aşk, bölümlere ayrılmalı mıdır? Sevgi, aşk gibi tanımlamalar neyi getirmektedir?

Ulaşamamak, en büyük aşktır.

Aşk, sıkıntı ve acıdır (mı?)



Goethe // Genç Werther’in Acıları

Öteki Yayınevi, 7. basım, 1998, 135 sayfa



No comments:

Post a Comment