January 25, 2020

DÜNYANIN EN GÜZEL


Olmadı, sıradaki. Diyorlardı.

Boyumuzu posumuzu beğenmiyorlardı bazen, yeterince ilgi çekici bir yaşam öykümüz olmadığını söylüyorlar, seneye yine başvur, biraz girişken ol, yırtık görün. Diyorlardı. Biz de bu yollardan geçtik, meşhur olmak zor zanaat. Eşimiz dostumuz çoktan katılmıştı ünlüler kervanına. Pas vereni, gözü göreni ara ki bulasın.

Çetin’le birbirimize bakıyoruz. Aslında hırpani görünümümüz işe yarar demiştim bu kez, olmamıştı yine. Mahallenin azılısı İrfan’ın bir Youtube kanalı kurduğunu işittik. Videolarına baktık hüzünlü gözlerimizle. Parlak çantalı bir genç kızı defalarca havaya fırlatıyor, tam düşecekken tutuyor, kahkaha atıyor, bir daha yapıyordu eylemi. Başka bir videoda küçük kaplarda çoğalttığı sarı örümcek yavrularını kolonya dökerek yakıyordu. İzlenme sayıları milyonu aşmıştı. Diğer bir video, dövdükleri Dürümcü Baba hakkındaydı. Hakikaten de bir haftadır kapalıydı dükkân. İçine ne katıyon, eşek eti mi, at eti mi Baba. Bağırışlar, Tokatlar Dürümcü Baba’ya. Kızgın şişi kapan Baba’nın tam şişi kameramana saplayacağı sırada yandaki camiden yükselen ezan sesi. Baba’nın hüzünlü teslimiyeti. Hüzünlü Baba. Kahkahası İrfan’ın. Beğenmiyoruz görüntüleri. Çetin’in canı sıkılıyor, nasıl ünleneceğiz, diyor. Küçük tüpe çaydanlığı koyuyor. Yüz gramlık Rize turist çayından üç tatlı kaşığı ekliyor, kaynayan suyla çayı haşlıyor. Takla attırma Çetin ya, Allah’ını seversen, sana kaç kere dedim, sadece kaynar suyu dök ve kapağını kapa diye. Canı sıkılıyor Çetin’in. Bakıyorum biçimsiz suratına. Şarkı yarışmaları olmadı, bilgi yarışmaları hayır, moda yarışmaları ııh, loto moto hak getire, olmadı, olmuyor. Videoda İrfan ve çetesinin okul bahçesinde bir öğretmeni sıkıştırıp boğazına bıçak dayamaları ve adamcağızın kalbine inmesi, yere düşmesi, tekmelenmesi ve bir sonraki video için bu öğretmene ne edelim anketleri, havanın kararması, kale direğine bağlanan öğretmen, yan mahalledeki bebelerle yapılan mecburi maç, haksız galibiyet, direklere nişanlanan top, gözlükleri parçalanan öğretmen, ağzındaki kanlı tükürüklere odaklanan kamera, kahkahalar, İrfan’ın yakışıklı hâlleri, güzel saçları. Geleceğe Dönüş film serisinin ilkindeki baş düşman Biff Tannen’in uzun saçlısı. Anlatıyorum Çetin’e, gözlerime bakıyor, hüzünlü, anlamıyor. Ne edeceğiz, ne? İki bölüme ayırdıkları videonun ikinci kısmında öğretmenin eşi de –sanırım öyle- geliyor. Dilim tutuluyor, elinde turuncu bir pazar çantası, kafasında beyaz bir kulaklık, sırtındaki benekli sarı çantasından kâğıt paralarını çıkarıyor, al, diyor, İrfan, burada videoda bir zaman kayması oluyor, sana aşığım, diyor İrfan. Aşk olmasa böyle olmaz. Olmaz ki, değil mi? Dünyanın en güzel kadını bu. Çetin, diyorum, böyle olmaması gerekirdi, kadının vefakar bir eş olması, kocasını ölümün pençesinden, parayla da olsa, kurtarması gerekirdi, değil mi? Bu, tabii, videonun çok izlenmesi için bir kurgusal taktik de olabilir. Bizi videonun yüzde yüz doğru olduğuna iten sebeb neydi Çetin? Sebep o, diyor çaylarımızı doldururken. Sebeb o Çetin, hayır sebep. Ne tuhaf sözcük, tuhaf ama sebep. Neyse ne. İrfan’ı bulmamız lazım. Kurgu mu gerçek mi öğrenmemiz gerek videoları. Mantığını kavrarsak biz de aynı yoldan ulaşabiliriz şöhrete. Ben korkuyorum İrfan’dan, diyor. Geçen sene beni yol boyu tokatlaya tokatlaya, şu garip hâlimle, evime sürüklediğini unuttun herhalde. Kalk gidiyoruz, ya çaylar, bırak çayı, zaten bilmiyorsun demlemeyi. Hüzünlenen Çetin. Hüzünlenen ben. Hüzünle içilen çaylar, çay edebiyatı. Çıkamayacağız evden, çıkamayız. Benim kollarım yok, benim bacaklarım, onun aklı, birbirimizi tamamlıyoruz. Ev sahibi Ayşe Teyze olmasa, bakmasa bize, bir kap yemek verip mahalleye caka satmasa, vicdan gösterisi yapmasa aç kalırdık, ölürdük. Ölürdüm Çetin, gitsen, gidecek aklın olsa ölürdüm, ölürdük.

Kara haberi veriyor Sultan Hanım. Youtube kanalından. Yemek tarifleri vererek ünlendi ve yeni yapılan TOKİ bloklarından bir ev aldı. Sakat kocasını da bıraktı geride, emekli bir memurla dost hayatı yaşıyor dediler. Alçak. Süslenmiş, püslenmiş, bir bakımlar, bir güzelleşmeler. Sorma. İlk videolarındaki nine gitmiş, Ajda Pekkan gelmiş yeminle. Gülümseyen Çetin, sözlerimi seven, bana tebessüm eden. Sultan Hanım, soğan doğrarken kameraya bakıp iç çekiyor. Eski mahallemden bir haber geldi dostlar, İrfan adlı yaramaz genci kaçırmışlar, nerede olduğunu, ne ettiğini bilen yok, pembeleşen soğanlara un ilave ediyoruz, ne diyordum, İrfan çok can yaktı, oh olsun, etme bulma dünyası, bu arada videomu beğenin, yorum yapın bol bol canlarım. Öptüm, hahaha, hızlanan video hareketleri, arkada aptal bir müzik, hızla yapılan sulu çorba. Bol izleme, bol beğeni, bol kazanç.

Bazen pencereden bakarım hayata. Kirlidir, kokulu, özellikle kışları leştir hava. Kaçak kömür, plastik, ne varsa yakanlar, oturduğu koltuğu ateşe veren baba, ağlayan anne, iki kazağından biri sobaya giden el kadar çocuk, sessizlik. Tüylerinde buz parçaları, parçalarda kara sinek ölüleri, birbirine dokunan telden ayaklarda damlalar. Çetin içeride tuhaf kitaplara bakar, kar tepeleme yağar. Bağırırım Çetin’e. Çıkalım. Gülümseriz, gövdemi kucaklar, karın içinde bata çıka sokağın başına geliriz. Kayan çocuklar, neşe, hayat. Sarılır bana, bırakırız kendimizi aşağıya, hayatımın en mutlu anları olur bunlar, Çetin’in kollarında, sıkıca. O anlamaz, o deli, o aptal, o akılsız.

Ayşe Teyze’nin evimize kamera kurdurduğunu ve 7/24 canlı yayın yaptığını düşünüyorum. Buna yönelik bir kanıtım yok, zaman zaman pencerenin önünde karaltılar görüyorum, hepsi bu. Çetin’in beni yatağıma götürüşü, ellerinin minicik belimde süzülüşü, içimin hop etmesi, her şeyin farklı olacağını düşünmek, boşa hayaller, boşa ümitler, karanlık gelecek.

Bağrışmalar artıyor iç odada, Çetin’in odasında. Sürüklene sürüklene gidiyorum, anahtar deliğinden gördüklerimle tutuluyor dilim: Okul bahçesi dekoru. Kale önü. Çetin orada. Kadın kılığında. Elinde turuncu bir pazar çantası, kafasında beyaz bir kulaklık, sırtındaki benekli sarı çantasından kâğıt paralarını çıkarıyor, al, diyor, İrfan, burada videoyu kesiyorlar, İrfan, Çetin’e çok güzel oldun lan deli, diyor. Çetin tebessüm ediyor. Sana aşığım, diyor İrfan. Aşk olmasa böyle olmaz. Olmaz ki, değil mi? Dünyanın en güzel Çetin’i bu. Çok güzelsin Çetin, çok akılsız. Ayşe Teyze, bu kadar yeter, diye çıkışıyor. İrfan kaşlarını kaldırıyor, içerideki et parçası anlayacak, anlamaması gerekir. Anlamadı hiç, ünlü olduğunu bilmiyor. Çetin soruyor: İnsan ünlü olduğunu bilmeyince de ünlü olmuş sayılır mı? Güzel Çetin, Eternal Sunshine of the Spotless Mind Çetin. Cevabını bilmen gerekir.

Sesler bitiyor. Üstünü değişip kapıyı açıyor Çetin. Beni görüyor. İnternet bağlantısı kesiliyor, tükeniyor sabrım. Biliyorum her yer kamera, herkes seyirci. Hepiniz, okuyan, yazan ve çizen. Hepiniz ağzı salyalı izleyicisiniz. Nasıl iyi görünüyor muyum? Kalan etlerim, artık tebessümlerim nasıl? Sokakta bir adamı bıçaklıyorlar, ağaçlar çiçeğe durmuş, kediler miyavlıyor, güneş doğmak üzere. Ellerinde kameralar, ellerinde mikrofonlar, kahkahalar, izlenmeler, tıklanmalar. Etime batan pencerenin keskin camı, bana dönen mercekler, flaşlar, süzülen kırmızı sıvıma yakın çekim takipler, videolar, kan emiciler, neşeler, sorular, sorular.




No comments:

Post a Comment