August 29, 2017

DEK SONSUZA




Köyümüzün orta yerini bıçaklar, sular akıtırdı Arif. İkiye bölerdi yaşamımızı, sonsuza dek, sanki tam yaşamışız gibi.

Anlatıcı: Hayro Ana onu dünyaya getirdi de neler çekti, bir bilsen. O etli, tombul kadın eridi, eridi, tükendi. Kurudu Hayro Ana’nın yüzü. Kara benleri döküldü. Ağladı. Kocası yanı başındaydı kadın bu hâldeyken. Sakalının gizlediği acı bir hüzün vardı dudaklarında. Elini tuttu Hayro Ana’nın. Kadın biraz olsun doğruldu çiçekli yastığın üzerinde. Yeşil çiçeklere kan damlaları kondurmuştu geceleyin. Dermansız eliyle gizledi bunları. Ahmet Ağa, dedi, hakkını helal et. Öksürdü. Ciğerleri söküldü. Göğüs kafesine vurdu sızı. Helal et hakkını. Ahmet Ağa’nın sakalından gömleğine pıt pıt akıyordu ayrılık suyu. Kımıldamadı adam, taş kesildi. Hayro Ana az ötede beşiğinde yatan Arif’e uzattı elini, başını okşadığını hayal etti evladının. Elleri jilet oldu, kesti yaşamı. Ses etmedi Ahmet Ağa, rahmetlinin sıcaklığının azalmasını ve böylece yüreğinin de soğumasını bekledi saatlerce.

Konu Komşu: Sahip çıktık Arif’e. Ahmet Ağa bir daha konuşmadı. Yanına vardık. Ahmet Ağa, var mı ihtiyacın? Ses etmedi. Bebeği ağlar, adam ağlar. Evlenmedi bir daha. Birkaç yıl içinde çöktü zaten. Heybetli omuzları çürüdü, saçları ağardı. Evinden çıkmaz oldu, kapısına bıraktığımız yemekler de olmasa ölüp gidecekti. Evlerinin bahçesinde dolanıp dururdu Arif. Bir tuhaflık olduğu o zamandan belliydi çocukta. Büyüyor, büyüyordu ama anlamsız sesler çıkarıyor, kafasına taşlarla, sopalarla vurup kendini yaralıyordu. Çocuğun yardımına koşuyorduk konu komşu. Kapıda beliriyordu Ahmet Ağa. Varlığı alınmış bir ceset misali boşluğa bakarak Arif’i içeri sürüklüyordu. Geceleri ne bir ışık sızıyordu dışarı ne bir ses. Hiçbir şeyleri yoktu. Televizyon, elektrik, telefon, hiçbir şey.

Meraklı Kadın: Dayanamadım ben. Meraklı kadınım yahu. Köyün tüm haberleri benden sorulur. Melahat Hanım’ın oğlu askere gidecekmiş. Gitsin. Geç bile kaldı. Yalan belgelerle vatani görevini geciktirdiğini bilmeyen yok. Peh. Nuran’ın kızı evden kaçmış. Zaten gözü vardı komşunun oğlunda. Oğlan, şehirde bir dönercide çalışıyormuş diyorlar. Kız daha reşit olmadı. Aile ağlıyor, ağlıyor da böyle olacağı belliydi. Kara gün kararır. Bakkal Rüstem’in dükkâna hırsız girmiş demişlerdi ama yalan. Gözlerimle gördüm. Nah kafam kadar fareler delmişler duvarı, yemişler tüm bisküvileri. Umurunda mı bizimkinin? Hemen yok ediyor parçalanmış paketleri. Birkaç paketlik zarar günü kurtarır. Bu kadar dedikodu yeter. Ya Ahmet Ağa. O adamda gözüm var. Tam bir er kişi. Az konuşan, sabırlı cinsten. Hayro Hanım denen rahmetli eşiyle nasıl evlendiğini biliyoruz. Burada söylemeyeceğim. Uğursuzluk, melanet, ne ararsan var.

Gördüm: O Suzan denen meraklı kadını Ahmet Ağa’nın bahçesine girerken gördüm. Kadının yılan yılan sokulduğunu gördüm otların arasından. Havanın karardığını gördüm. Gördüm pencereye ulaştığını kadının, içeri daldığını ve çıktığını. Kadının gördüklerini gördüğü an çığlık atıp kaçtığını gördüm. Gördüm kadının elinin ayağına dolaştığını, kördüğüm olduğunu. Sabahın ilk ışıklarıyla gördüğüm her şeyin bir rüya olmasını istediğimi, Suzan’ın dikenli otların içinde cansız yattığını gördüğümü gördünüz mü?

Arif: Anne, anne. Ölü anne. Bahçede, evde, kanepede, ölü anne. Baba farksız ölüden. Sarı civcivler elimde, sıkarım, sıkarım ki aksın yaşam içinden. Yaşasın dek sonsuza. Baba sessiz. Konuşmaz. Beni sever cansız baba. Evin içine girdik mi bırakır elimi. Çömelir yere. Kırdım tüm yatakları. Kırarım. İçi aksın, yaşasın. Dek sonsuza. Duvardaki kadın ölü anne. Uzun saçlar. Asık surat. Ölü surat. Yaşarken ölü. Baba bakar fotoğrafa. Hangisi daha canlı? Baba titrer, sıktığım civcivlere döner, titrer. Düşer yere. Hep aynı. Kaçarım evden o uyurken. Koş Arif, köprüye koş. Suyun üstündeki demirler. Su, altımda gürülder. Canlı su. Cepten çıkarır jileti ellerim. Ben izlerim olanı. Kollarımdaki kesiklere ekler bir yenisini. Gürül gürül koyu kırmızı demirler kolumda. Koş eve Arif, uyanır baba. Koş, durma.

Ölü Muayene Tutanağı: Ölenin (Ahmet Pazarcı) yapılan baş ve boyun bölgesi muayenesinde ölü katılığının hâlen oluşmadığı, ölü morluğunun oluşmamış olduğu görülmüş; boyun bölgesinin elle yapılan kontrolünde boyun kırığını belirten bir sesin geldiği tespit edilmiştir. Ölenin sağ burun deliğinin kanlı ve dişlerinin sağlam vaziyette olduğu, sağ kulak muayenesinde kulaktan dışa kan geldiği anlaşılmıştır. Saçlı bölgede kafatası, alın ve üst bölgesinin sağlam vaziyette olduğu, baş arka bölgesinde başkaca patolojik bulgu bulunmadığı belirlenmiş; herhangi bir darp, cebir izine rastlanmamıştır.

Anlatıcı: Geceye ve güne yemin olsun, bu çocuk doğacak. Çıldırıyordu Ahmet Ağa. Nasıl olmaz evladı? Hayro Ana kapanmıştı yatağa, ağlıyordu. Olmuyor, olmuyor, diyordu ikisi de. Öfkeyle. Bu kaçıncı düşük? Evi terk etti Ahmet Ağa bir hışımla. Üstüne montunu alıp köprüye koştu. Coşkuyla akan suyu seyretti. Tertemiz yüzü gölgelendi. İblisleşti dişleri. Tükürdü suyun içine. Çenesi yana kaydı, alt dudağı üsttekini kavradı. Çıkardı üstündekileri ve suya atladı. Azgın dalgalar boğdu adamı, boğdu boğdu diriltti. Çıktığında sudan, değişmişti Ahmet Ağa. Durgunlaşmıştı epey. Eve döndü, Hayro Ana’ya sarıldı. Olacak hanım, dedi, içini ferah tut. Müjdeli haber geldi bir müddet sonra. Kesildi kurbanlar, oyunlar oynandı. Doktor, erkek olacak, dedi, ama hastalıklı. İsterseniz aldırın. Buruk bir sevinç. Çocuk olsun da nasıl olursa olsun.

Gördüm: Ahmet Ağa’nın Suzan denen gudubetle buluştuğunu gördüm. Gördüm köprüde onları. Suyun çağladığını, Suzan’ın ağladığını gördüm. Gördüm kadının “yeter, yeter adam, öldüreceğim ikinizi de” dediğini. Dediğini adamın “sus, şeytanın dölü, sus iblis kadın, ocağımı yıkacaksın, sus” gördüm. Gördüm bıçakladığını adamın kadını, suya attığını. Koyu kırmızı demirleri gördüm.

Arif: Ölü baba. Anne ölü. Bahçede otlara gömülü ölü anne. Duvarda ölü anne, damda civciv leşleri. İçim ferah. Oh. Aldırma Arif. Koş suya. Önce çık dama. Toprak, küf. Eşele, fare ölüleri. Dokuz tane. Yan evde banyo sesleri. Kafaya indirilen tas. Tasın dibindeki kayganlık. Ölü baba. Boyundaki kayganlık. Şimdi sık boynunu. Kendin. Aldır kendini, yaşa. Dek sonsuza. Haydi.




No comments:

Post a Comment