May 07, 2015

ENİK

“Duydun mu nasıl öldürmüşler adamı?” dedi şişman kadın, dolmuşun sarsıntısını bastıran bir sesle. Yanımda oturuyor ve iki kişilik yeri işgal ediyordu. Ellerimi önümdeki oturağın demir dayanağına götürdüm, demiri bir yılan gibi kavradı ellerim. “Acımadılar, acımadılar, doğru kız.” dedi onun hemen önünde oturan başka bir kadın. Bu kadın alabildiğine çelimsiz, alabildiğine asık suratlıydı. Dolmuş tümseklerde zıpladıkça o da zıplıyor, şoför küfredip el kol yaptıkça onunla beraber öfkeleniyor, suratında huzursuz bir kara martı peydahlanıyordu. Demir dayanakta gezinen ellerime takıldı gözüm, dayanamıyordum. “Kuyumcuymuş galiba.” derken geğirdi şişman kadın ve yan oturağa taşan etlerini nezaketle okşadı. “Estağfurullah, estağfurullah” sözcüklerini yineledi iri ağzında. Yanık bir et kokusuydu araç içinde süzülen. Dayanamıyordum, olmazdı, ellerim benden bağımsız hareket eden canlı kanlı etten kemikleri andırıyorlardı. Şoförün, “Var mı ücreti gönderemeyen?” demesi ve solundaki camı hafifçe aralayıp bir sigara tellendirmesi dikkatimi çekmişti. Zayıf kadın bir şeyler söylüyor ama ben duyamıyordum gürültüden. Galiba halen cinayet hakkında konuşuyorlardı. Sözü şişman devraldı: “Boynu devrilsin. Tüm altınları da alıp kaçmış. Madem çalacaksın adamı ne diye öldürüyorsun?” Ellerim titriyor, sabretmem gerekiyordu. İçerideki geğirti ve duman kokusu dolmuşun tavanına yükselmişti artık. Müsait bir yerde inmeliydim. Ellerimi titrer halde ve baka korka burnuma ve aynı anda burnumu ellerime yaklaştırdım. Duman, geğirti ve daha çok şişman ve daha az zayıf kadın kokuyorlardı.

Olay mahallinden geçiyorduk zayıf kadına göre. Birden ayağa kalktı ve gür bir sesle haykırdı: “İşte burası, bu kuyumcuda öldürmüşler. Bileğindeki altını bile almışlar bileğini keserek.” Sonra, yorgun bir kuş oldu ve yerine çöktü, hayat enerjisini yitirmişti. Suratı mağlup bir kargayı andırıyor, aslında beni kandırıyordu. “Olmaz böyle şey, estağfurullah.” diyerek iç geçirdi şişman kadın, sol omzundaki kirli çantayı dizine indirdi ve bana baktı yan gözle. Bana baktığını anladım, bildim, ellerimi tekrar ve usulca demir dayanakla buluşturdum. “Estağfurullah” dedim belli belirsiz.

Dolmuş yavaş yavaş boşalıyordu. Bense yalnızca duruyor, ilerleyen aracın içinde yerimde sayıyordum. Şoförün sert bir manevra ile direksiyonu kırması benim için iyi olmadı. Şişman kadın üzerime devrildi. Zayıf kadın dolmuşun zeminine çakılmıştı ve kapana kısılmış dişi bir fareye benziyordu. Sağ kolumun kırıldığını tahmin ediyordum. Yine de direnmeliydim. “Özür dilerim evladım, çok pardon.” Şişman kadın demek ki benden yaşça büyüktü. Dudağımın sağ ucunu yukarı ittirdim ve gülümseme taklidi yaptım. Zayıf kadını yerden kaldırdı iyi niyetli birkaç adam. Şoför, “Haydi hanım abla, abartma yok bir şey!” diyerek gaz pedalına yüklendi. Zayıf kadının yüzü kanlar içinde kalmıştı. Kolum sızlıyordu ve hareket ettirdikçe kıtır kıtır sesler geliyordu eklem yerlerinden.  Şişman kadın çantasından bir kolonya şişesi çıkardı ve bayılmış zayıf kadını ayılttı. Şimdi havaya keskin kolonya ve acı bir kan kokusu bulaşmıştı. Beklediğimden daha sakin karşılamıştı bu kazayı şişman kadın. Zayıf kadın kendine geldikçe inim inim inliyor, “Lanet, üstümüzde lanet var. Ölüm bize de sıçradı.” diyordu. Kolumdaki kıtırtıların yarattığı sızılı bir melodi eşliğinde takip ediyordum olanları.

Şoförün dart dart çaldığı sevimsiz korna sesi ile kendime geldim, içim geçmiş. “Nereye gidiyorsun lan namussuz?” diyordu hemen yan dolmuşu kullanan bıyıklı bir şoföre. Herhalde şoför bir sotede yatmış ve daha fazla yolcu almak için ağırdan almıştı sürüşü. “Bırak oğlum, seni de biliyoruz it.” şeklinde yanıtladı bıyıklı şoför ve aracı kenara park etti hızlıca. “Demek hesap, ha, iyi madem enik.” Enik sözcüğünün böylesi kullanımı beni güldürmüştü. “Öleceğiz, öleceğiz, lanet bu” diyor, ağlıyordu şişman ve zayıf kadınlar. Bizim şoförün, artık o bizim şoförümüzdü, oturağının altına gizlediği demir levyeyi aldığını gördü yorgun gözlerim. Çaresiz ve taraflı yumruklarımız sıkılmıştı, şoförümüz öteki hadsizi haklayacaktı. “Bugüne kadar yeterince şans verdim sana enik.” Süper kahraman edasıyla savurduğu zalim levye, bıyıklının biçimsiz kafasını deşti ve koyu bir kan fışkırdı yarıktan. Fıskiyeden yükselir gibiydi sıvı. Pütürlü ve yoğundu. Dolmuşun camlarına dizilen kalabalığımızın karşı kıyısında diğer dolmuş ve onun içine kümelenmiş, mecburen, düşman dolmuş(un) insanları. Bir noktadan sonra dolmuşta yalnızca yolcu değil o dolmuşun insanı da oluyordunuz. Bize öfkeli gözlerle bakıyorlardı, işlerine geç kalmışlar, evlerine gidememişler, karınları acıkmış, öfkelenmişler, korkmuşlar, kaybetmişlerdi. Biz? Biz kazanmıştık ama işimize geç kalmış, evimize gidememiş, öfkelenmiş, korkmuştuk. Açtık ama kazanmıştık. Mağrur ve sinsi suratlarımıza karışmıştı ölümün kokusu. Herkesin benim gibi olduğunu ve benim de aslında herkes kadar masum olduğumu hissettim bu hoş anda.

Kapıdan sakince çıktım ve soluklandım. Kan kokusu doldurmuştu havayı. Yaşlı kadın, zayıf olanını teskin etmeye çalışıyordu halen. “Geçecek.”  Katil şoförümüz kaçarak uzaklaşmıştı olay mahallinden. Minyatür kan gölünün içinde uzanan bıyıklı ölü şoförün yanına vardım. Hâlâ sıcaktı bedeni. Dokundum bileklerine. Altın bilekliği çarptı gözüme. Altına, bileğe, dolmuş insanlarına, çöpü eşeleyen eniklere, kendi bileklerime, kendi bileklerime tekrar, yine kendi bileklerime baktım. Dayanamıyordum. Sonunda adamın bileğini avucuma aldım. Kısmen soğuk ve ölüydü. Altın bileklik ise yaşam kadar güzeldi. Hırsla değil huzurla cebimden çıkardığım keskin bıçakla kestim ölü bileği herkesin gözü önünde. “Geçecek.” dedim neşeli bir şekilde. Kuyumcuyu ve bileğini ve kanı ve ölümü ve suçu hatırladım.

Motor sesini duydu katil kulaklarım, şişman ve zayıf kadını aradı gözlerim. Evcil bir enik oldu dolmuş ve gözden yitti.

Kırılan kolumun bileğine baktım. Çatırdıyor. Bıçağı çıkardım. Kokladım, metalini öptüm, dilimin ucunun kesildiğini ve bir kan kümesinin damağıma döküldüğünü fark ettim. Ağzım kanıyor, canım yanıyor, ötede bir enik uyanıyor ve herkes, siz bile, herkes beni katil sanıyordu.


Sanırım şişman ve zayıf kadın ikilisini şimdiden özlemiştim.

No comments:

Post a Comment