February 02, 2017

SORU İŞARETİ

Taşındığımız kaçıncı şehir burası, kaçıncı yer. Kimden kaçıyoruz, kimden. Anneme sorarım ama söylemez, ısrar ederim, söyle derim, söylemez. Karışma, bilmezsin, burnunu sokma, der, der demez utanırım, susar, saklanır çıkarım, kaçamam, içim elvermez.
Gidilen her yerde, her yeni yerde, geçici bir kimlik. Yalan gülüşler, hoş geldiniz, takma gülüşler, merhaba, yapay gülüşler, iyi ki geldiniz, sanal gülüşler, akşama bize de gelin, teknogülüşler, JJJ. Annemin yüzüne bakarım hep. İnsanlara bakma, der. Baktıkça kararmasın için. Anne, sen nesin? Kaşları karadır, ne güzel, gözleri birer yaradır yüzüne açılan. İzlerim her hareketini. Yeni bir eve taşınırız paramız varsa, eşyanın bizi ele geçirmesini istemeyiz. Yanımızda birkaç koli. Kitap, yiyecek, giysi. Çıkarmaz kutudan birini, yerleşmez, bir oh demez. Bir uzanmaz yatağa, bir soyunup dökünmez, gülmek nedir bilmez. Sadece bazen halı niyetine taşıdığımız kilimi hızla atar yere, uzanır üstüne, ışıldar, bir de gerinir ki, kedileşir, esner, koyu teni beyazlar. Gülümser olur, vazgeçer ve ağlar. Niye. Çıkmamıştır ayakkabılar ayağımızdan zaten, fırlarız sokağa. Her şey farklı, tümü yabancı. Üst üste binalar, iç içe odalar, duvarda kıvrılan klima boruları, yeni açılmış doğalgaz hatları, vitrinde elbiseler, çukurlar, silinmiş yaya geçidi izleri, neon tabelalı esnaf lokantaları, bunların tümü yahut hiçbiri. Ne fark eder. Bizim için hepsi bir. Annemin elleri montunun cebindedir. Üşür, belli etmez, üşürüm, ses etmem, gücüm yetmez. Çorba içeriz, sıcak, mercimek, ezogelin, işkembe, ne çıkarsa. Limon biraz da. Kaşığı gezdiririm yağ tabakasının içinde, yağ tabakasını da kaşığın. Tuhaflaşırım öyle anlarda, annemi ve kaderimi düşünürüm. Niye. Susarım, ekmeği parçalar, sessizliği bölüşürüm.
Kendi derime baktım, sorun yok. Biraz zayıflamışım, az bir şey iskelete dönmüşüm, pek paramız kalmamış, minnacık hasta olmuş, inim inim hayata dönmüşüm. Annemin derisini izledim, pörsümüş. Annemin derisinin derdi ne. Yanmamış ama yangınlar görmüş gibi ölmüş bir deri olmuş. Son günlerde böyle. Açız diye mi, yalnızız diye mi, bilmem. Taşındık yine. Sarkıntılık yaptılar anneme, gücüm yetse, ah ellerim bir kavuşabilse, gösteririm ben onlara. Ben, derim, ben öyle güçlüyüm ki, öylesine bir deli kuvveti var ki bende, heheyt, kimsiniz, siz, yalnız değil ki, o, hem babam da var, gelir belki ansızın, hem, kimsiniz siz de derim demesine de gücüm yetmez, toparlayamıyorum ellerimi, hastalık bu, bitmez.
Dışarıda yattık tüm gece. Gökteki yıldızlar, sokak lambalarının titremesi ve soğuk. Annemin gözlerinin açılmadığını, mecazen yara dediğim bu çukurların hakikaten kabuk tuttuğunu gördüm. Kendi kendine mırıldanıyordu. Gideceğiz, gideriz, gitmezsek biteriz.
Sabah uyandığımda yalnızdım. Yani annem yoktu, ölse ölüsü, kaçsa dirisi yoktu. Zar zor hareket etsem, inlesem de yürüdüm, geride kaldı üç koli dünyalık, kilimi aldım, acıkmıştım, çaldım, dilendim, uyudum, ağladım, kaldım yalnız, annemi bulamadım. Beni bıraktı, dedim içime haykırıp. Beni bıraktı, ben bir yüktüm, dördüncü koliydim, ek bir kursaktım, bıraktı. Şimdi gürbüzleşmiştir bile, yüzündeki hüzne kan gelmiştir, yaraları aydınlanmıştır. Nasıl ferahlamıştır, koşuyor, zıplıyor, hop, uçuyordur, ne yapacak, özgürce kaçıyordur.
Günler geçti, bulamıyorum annemi. Yeni sokaklara, belki şehirlere, gittim, yok. Buharlaştı, buharanne, kuşanne, kaçanne oldu, yok. Yokanne.
Kulaklarımla duydum, ağzım aç ama kulaklarım duyar, tazıkulak, televekabakulak. Oğlum değildi o, diyor annem, DUYUYORUM. Kızım değildi. DUYUYORUM. Neydi. Bilmiyorum. Evladım değildi, yürü dersin, yürümez, koş dersin küser, dinlemez. DUYUYORUM. Gençliğimi bitirdi, yedi bu. Yaratık. YORULDUM, UYUYORUM ya da uyduruyorum.
Dövdü beni eli sopalı adamlar. Birkaç haydut. Tuhaf tipler. Tokatlıyor, eğleniyor, gülüyorlar. Yalan, takma, yapay, sanal, teknogülüşler. Kilimi aldılar, verin, vermediler, vermezler. İçine beni sarıyorlar, olsun, annemden yadigâr. Annemi bulacağım.
Oğlum bu moron ya la, he la, ho la, dövün la, öldürün, edin taciz, oh, ah, vah, bırakın la, öldü galiba, nefes almıyor, niye çıktın lan tepesine puşt, nefessiz kaldı, sen elini bağla, sen kaç, sen polisi oyala, he la.
Kilime sardılar, sırtıma vurdular, kemiklerimi kırdılar. Darbe artıyor. Aldığım kaçıncı tekme bu, kaçıncı kez. Kilim içinde kaldı elim, dilim, öldü sandılar, ölmedim. Yüz yetmiş iki basamaklık bir merdiven dizisinden aşağı yuvarladılar kilimdeki hâlimi. Eşit dilimlenmemiş basamaklar, kırılan, dağılan, dökülen, savrulan parmaklar. Zaten gelmiyorlardı bir araya. Elli üç, annem bağırıyor, 65, ağlıyor, doksan, iyidir hayatta yoksan, 108, tekiz, yüz kırk beş, oluyorum leş, 170, annem gitmiş, yüz yetmiş bir, daima gidilir, 172, bu öykü mü ki?

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

No comments:

Post a Comment